DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 9°C
Yağışlı

İlker Başbuğ Habertürk’te…

İlker Başbuğ Habertürk’te…
19.12.2019
249
A+
A-

Genelkurmay eski Başbakanı Orgeneral İlker Başbuğ, Habertürk’te soruları yanıtlıyor…

Libya ile 27 Kasım’da yapılan Mutabakat Belgesi var. 11 Aralık’ta Bursa’da üniversitede gençlerle yaptığım konuşmada bu konulara değindim. Özellikle bu Libya ile yapılan mutabakat belgeleri ve bunun önemi, değerlendirilmesine ilişkin bazı görüşlerimizi paylaşmıştık. Doğu Akdeniz’deki sorunu söylemek lazım. Bir noktada Libya ile ilgili gelişmeler Doğu Akdeniz’deki sorunun en batı sınırıyla ilgili bir olayla karşı karşıyayız. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de hak ve menfaatleri var. Bu hakkı uluslararası sözleşmelerden alıyor.

 

Katı sahanlığı denildiği zaman ana kara parçalarıyla bağlantılı bir konu. Bu bölgeye baktığınızda ana karaya baktığınızda Anadolu çıkıyor, batıda Yunanistan, Suriye, Lübnan İsrail, Mısır ve en batıda Libya ile bağlayan ana kara parçaları var. Kıta sahanlığı ana kara parçalarının, kara sularının başladığı çizgiden itibaren 200 deniz mili gideceksiniz. Bu bölgenin altındaki önemli olan deniz yatağı. Daha ziyade yatağın altındaki topraktaki her türlü kullanabileceğiniz malzeme. İlk akla gelen doğalgaz konusu gündeme geliyor. Size 200 deniz mili uzaklıktaki deniz tabanındaki doğalgaz, petrolün çıkarılması ve kullanılması hakkını veriyor. Münhasır ekonomik bölge deniz yatağının üstündeki bütün su bölgesini de içeriyor. Canlıları da içeriyor, balıkçılık vs. Bu iki kavram birbirine bağlı.

Kıta sahanlığının ilanı gerekmiyor. Münhasır ekonomik bölgeye girdiğiniz zaman, iki tane sahildar devlet var. Bu iki ana devlet arasında ‘hakkaniyetle bölüşün’ deniyor. Münhasır Ekonomik Bölge temel anlamıyla hakkaniyetle paylaşacağınız bir kavram. Karşılıklı sahildarla oturun, hakkaniyetle münhasır ekonomik bölgeyi paylaşın ve ilan edin deniyor. Bu doğru da fakat bu konuda uzmanlar var. Münhasır Ekonomik Bölge tayin edilmekle beraber tek taraflı bir devletin de kendisinin Münhasır Ekonomik Bölgesi’ni tayinini engelleyen bir husus yok. Libya 27 Mayıs 2009’da tek taraflı olarak Münhasır Ekonomik Bölge ilan etti. Peki burada sorun ne? Bizim Yunanistan’la bu konuda sorunlarımız var ve bir de buna bağlı olarak Güney Kıbrıs Rum yönetimiyle. Güney Kıbrıs yönetimi kendisini Kıbrıs Cumhuriyeti’nin devamı olarak kabul ediyor ve Kıbrıs adına hareket ediyor. 1963-64’ten sonra Kıbrıs’ı kuran maddeler rafa kalktı ama biz bu işi çözemedik.

 

Türkiye’nin tanıması vesaire sözkonusu değil. Münhasır Ekonomik Bölge’de de esas sorun Adalar. Yunanistan buna karşı ana karanın yanında Adaların da kıta sahanlığının münhasır ekonomik bölgesinin olduğunu iddia ediyor. İşin temelinde yatan sorun bu. Özellikle batıdaki Libya ile yaptığımız Münhasır Ekonomik Bölge anlaşmasına giderseniz, Yunanistan orada Münhasır Ekonomik Bölgelerin ve kıta sahanlığına esas olarak Adaları söylüyor. Medis’ten başlıyor Rodos, Kerpe, Kaşot ve Girit Adalarında kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgelerin olduğunu iddia ediyor. Türkiye olarak biz ne diyoruz? Haklı olarak Doğu Akdeniz’deki en uzun sahil benim. Benim ne kıta sahanlığımı ne ekonomik münhasır bölgeleri hakkımı Adalar kesemez diyoruz.

Biz burada Adaların sadece karasularının olduğunu kabul ediyoruz ki, doğrusu da budur. Uluslararası Adalet Divanı, Uluslararası Hakem Heyeti kararları var Adalar ile ana kara parçalarıyla ilgili olar. Türkiye’nin görüşlerine çok yakın. Deniz Kuvvetleri’nden Tümamiral Cihat Yağcı’nın yazdığı yazıda münhasır ekonomik belgelerle ilgili çok iyi yazı. Dünya kadar örnekler de verilmiş. Onlara baktığınızda aslında oradaki görüşlerin Türkiye’nin görüşleriyle paralel olduğunu görüyoruz. Güney Kıbrıs yönetimi kendisini Kıbrıs yönetimi kabul ediyor, bu söz konusu değil. Birinci temel sorun o. İkinci temel nokta Adaların bu konuda münhasır ekonomik bölgelerinin, kıta sahanlığının olması tezinden hareket ediyor karşı taraf, yani Yunanistan.

 

Dediğim gibi esas sorun Adalar konusunda düğümleniyor. Burada belki en çok üzerinde durmamız gereken nokta Türkiye münhasır ekonomik bölgelerin ilan edilmesinde biraz gecikmeli hareket ettik. Güney Kıbrıs Rum yönetimi AB üyesi mi? Üyesi. Bizim AB ile ekonomik bağlantımız çok güçlü. Peki biz AB’nin karar organlarında var mıyız? Yokuz. Temel sorunlardan bir tanesi bu. AB kalktı Sevilla Üniversitesi’nde Doğu Akdeniz’deki münhasır ekonomik bölgelerle ilgili çalışma yapmasını istedi. Üniversite böyle bir çalışma yaptı. AB münhasır ekonomik bölgelerle ilgili Türkiye’nin hukuk dışı hareket yaptığını söylemesi üniversitenin hazırladığı belgeye dayanıyor. Belgede Adaların münhasır ekonomik bölgede olduğunu kabul ediyor. 189 kilometre kare bizim Doğu Akdeniz’deki uzunluğumuz. Uluslararası ilişkiler içindeyseniz, oranın karar organlarında rolünüz, gücünüz yoksa orada gol yiyorsunuz.

 
Libya 27 Mayıs 2009’da genel halk komitesi tarafından çıkarılan yasayla tek taraflı olarak münhasır ekonomik bölge olan ilan etti. O yıllarda bu bölge önemliydi. Bu münhasır ekonomik bölge konusunu Genelkurmay Başkanlığı iki kere Milli Güvenlik Kurulu’na getirdik. Münhasır ekonomik bölge konusu genel olarak getirildi, bazı ülkelerle gecikmeksizin, ki bunlardan bir tanesi Libya idi. Hatta bazı ülkelerle uyum sağlanmazsa biz tek taraflı ilan edelim dendi. Yaklaşık 10 senelik süreçten bahsediyoruz. Bugün yapılması gereken 10 sene önce yapılmalıydı. O zaman belki hiç ses çıkmazdı. Diplamasi, Dışişleri Bakanlığımız ihtiyatlıdır, temkinlidir, doğrudur. Dolayısıyla buradaki yaklaşım farkı münhasır ekonomik bölgeleri karşılıklı iki devletin anlaşarak ilan edilmesi bakımdan sahildar devlet arasında yapılan anlaşmalarla bunun ilan edilmesini tercih etti. 

 

Güney Kıbrıs Rum yönetiminin münhasır ekonomik bölgelerinin ilk imzaladığı ülke Mısır. Özellikle 2009-2010’da bunu gündeme getirdiğimiz zaman henüz Libya imzalamamıştı. Bu işin uzamasının nedenlerinin cevabı genel olarak bu konudaki iki kıyıdaş devlet arasında uyumlu olarak anlaşarak ilanı. Halbuki tek taraflı ilanı sözkonsuydu. Güney Kıbrıs Rum yönetiminin bazı anlaşmalar ters çevrilebilirdi. Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mubarek beni kabul etti. Kendisiyle Güney Kıbrıs Rum yönetimiyle imzaladıkları anlaşmaydı. Eğer bizle imzalamış olsalardı daha avantajlı olurladı. Mübarek ‘ciddie alacağız’ dedi ama sonra mesele kayboldu. Bugün Türkiye artık ‘gerekirse ben münhasır ekonomik bölgeleri de tek taraflı olarak ilan etmeye hazırım’ diyor. Bu noktaya gelmiş durumdayız.

Biz Libya ile iki tane mutabakat muhtırası imzaladık. Bunlardan bir tanesi Münhasır Ekonomik Bölge konusunda. Ki bu bölge konusunaki imzalamış olduğumuz muhtıra Meclis’ten geçti, onaylandı. Bu kesinlikle çok doğru, keşke daha önceki süreçlerde olabilseydi, dolayısıyla doğru harekettir, önemlidir. Yunanistan’a Adalar’a dayanan tezini çürütüyor bu anlaşma. O yüzden de çok önemli. Bir doğalgaz taşıma hattı. Bunu biraz engelliyorsun. Özellikle Yunanistan’ın Batıdaki Adalara dayanan münhasır ekonomik bölge tezini çürütüyorsun. Buna kimsenin söyleyeceği bir şey yok. Tartışalan ikinci konu ise ikinci muhtıra. Güvenlik ve Askeri İşbirliği Muhtırası. Aslında Libya 2011’den beri malesef bir iç savaş yaşıyor. Libya ile tarihi bağlarımıza bakıldığında 1974’e giderseniz, Kaddafi’nin yönetiminde Libya’nın bize sağladığı desteği unutamayız. Öyle ilişki ve tarihi bağlarımız var.

 

Libya’da iki grup var, bir iç savaş var. Çatışanın bir tanesi Ulusal Uzlaşı Hükümeti, Trablus merkezli. Libya’nın alan olarak düşük bir alanı. Nüfus olarak ciddi olarak karşı tarafın iki misli. Onun karşısında da Libya Ulusal Ordusu ve başında Hafter diye bir asker var. Libya’nın büyük bölümünü kontrol ediyor ama nüfus olarak Batı’ya nazaran düşük, petrol alanlarını da o kontrol ediyor. Libya’da sorunlar başladıktan sonra 17 Aralık 2015 tarihi bana önemli geldi. Libya o tarihte siyasi bir anlaşma, BM’de de görüşülen, bir geçiş süreci düzenlenmiş. Başkanlık Konseyi kurmuşlar. Sarraj da Başkanlık Konseyi Başkanı. Dolayısıyla karşımızda olan taraf yani Uzlaşı Hükümeti BM tarafından da meşru olarak kabul edilen bir yönetim. Şu anda Libya’da Temsilciler Meclisi toplanamıyor. Herhalde bazıları toplanmasını da engelliyor gibi. Şu anda çalışan bir meclis yok. Libya’nın biraz bunu muhtıra şekline çevirememesi sanki oraya bağlantılı olarak gözüküyor.

Bir de Berlin’de Güvenlik Konseyi üyeleri ve Almanya başını çekiyor. Tarafları biraraya getirerek uzlaşarak sorunlara çözüm bulmak için çalışıyor. Libya Ulusal Ordusu’nun arkasında açık kaynaklardan okuduğumuza göre Rusya sanki Libya Ulusal Ordusu’nun arkasında olduğu gibi gözüküyor. Amerika’nın da olduğu söyleniyor. Bir Rusya daha belirgin. Fransa belirgin, Mısır, Ürün, Sudan, Çad, BAE ve Suudi Arabistan sanki öbür grubun arkasında. Güvenlik ve Askeri İşbirliği Mutabakat Muhtırası 27 Kasım’da önümüze kondu. Libya ile bizim 2012 yılında imzalanan Askeri Eğitim ve İşbirliği Anlaşma’mız var. Ama şimdi bu Güvenlik ve Askeri İşbirliği Muhtırası ile aslında Ulusal Hükümet bunun genişletilmesini istiyor. Bu arada BM Güvenlik Konseyi’nin 2010’de aldığı 1970 sayılı bir de karar var. Libya’da silah ambargosu konusunda. Taraflara silah vermemesi hususunda. Ama herkes silah veriyor. 

Elimizde bu Güvenlik ve Askeri İşbirliği Muhtırası var. Galiba 22 maddeden ibaret. Burada üç tanesi önemli. Birincisi Libya’da polis ve askerden oluşan ani müdahale kuvveti kurulması. Bir kuvvet kurulması sözkonusu. Türkiye bu ani müdahale kurulması yönünde istenen, diyorlar ki, ‘Bize eğitim, danışmanlık verin, tecrübe aktarın, planlama ve malzeme desteği sağlayın’. Bu yeni bir şey, kuvvet yapılanması oluşumu daha doğrusu. Biz bunu Afganistan, Katar, Irak ordusu üzerinde yaptık. İkincisi talep edilmesi halinde, kim talep edecek? Libya talep edecek. Hem Türkiye hem Libya’da Müşterek ve Savunma Güvenliği İşbirliği Ofisi kuracaksınız. Oraya uzman personel vereceksiniz. Kabul edilen tarafın davetiyle, yani Libya’nın davetiyle.

Libya talep ederse eğitim ve danışmanlık hizmeti vereceksiniz. Bence önemli olan noktalardan biri. Muharip bir gücün kullanılmasını içermiyor bir kere. Muharip kuvvet Libya Ulusal Ordusu ile çatışsın diye bir şey sözkonusu değil. Diğer iki konu da Libya’nın talebine bağlı. Üçüncüsü yine Libya talep ederse eğitim vermek üzere danışman vesaire göndereceksiniz. Bu muhtıra Meclis’te Dışişleri Komisyonu’nda görünüştü. Oradaki tutanağı birkaç kez dikkatle okudum. Muharip kuvvet gitmesi sözkonusu gözükmüyor. Zaten muharip birliğin gönderilmesi sözkonusu olursa Anayasa’nın 92. maddesi açık. O madde birlik ve personel ayrımı yapmamış. 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak biz daha önce muharip birliği Afganistan’a gönderdik, NATO komutasında. Ama o muharip birliğin kullanılması üzerine kısıtlamalar vardı. Dedik ki, ‘Bu muharip birlik havaalanının güvenliğinde kullanılabilir’. Afganistan’da Afgan Ordusu’nun Taliban’la çatışmalarında biz yokuz dedik. Biz muharip birlik göndermemize rağmen Afganistan’da çatışma ortamının dışında tuttuk. Lübnan’a istikham birliği gönderdik, o da muharip birlikti. Özellikle Cumhurbaşkanı’nın dikkat ederseniz ‘talep ederse göndeririz’ dedi. Ben sanki yukarıdaki anlattığımızı kastttiğini düşünüyorum. Muharip birliği kastettiğini düşünmüyorum. Biz Afganistan’da muharip birliğini sokmadığmız bir yerde Libya’da gönderileceğinin  düşünüldüğünü düşünmüyorum. 

 

 

Libya’daki çatışmanın nereye gideceğini biliyor muyuz? Bu çatışmaya taraf olmak ne kadar doğru? Güvenlik ve Askeri İşbirliği alanlarına baktığımızda dediğim gibi muharip birlik gözükmüyor. Neticede sivil ve askeri personelinizin Libya’ya gitmesi sözkonusu. Bir noktada sizin personelinizi karşı taraf için hedef yapabilir mi? Burada bir risk var, bunu kabul etmeliyiz. Esas önemli olan bana göre taraf olmadan keşke iki tarafla beraber hareket ederek niye öyle bir strateji sağlayamadık. Berlin süreci var. BM’de bazı çalışmalar var. Türkiye Rusya arasındaki ilişkilere de dikkat edersek, bence burada Türkiye tek başına sözkonsu kapsamda bile bunu daha genişleterek biraz daha uluslararası meşruiyet kazandırarak, tek başına değil de belki Berlin süreciyle hareket edemez miydi? Netice olarak herhalükarda bu Güvenlik ve Askeri İşbirliği alanı içinde dahi kalınsa riskler var. Burada bir risk alıyorsunuz, taraf olma durumunuz var. Bundan sonra Libya’nın geleceğini görebilmek de çok zor.

Meclis’te 25 Aralık günü tartışılacak. Bu milli bir konudur. Dışişleri Komisyonu’ndaki görüşme notlarını da okudum. Elbette muhalefet partilerin görüşlerini de önemsiyorum. Bu olayı kısa vadeli olarak değil uzun vadeli olarak düşünmekte yarar var. Direk olarak taraf olmak size ne getirecek, ne götürecek bunun tartışılması lazım. Rusya olayı stratejik, uzun vadeli oynuyor. Türkiye’yi mümkünse batıdan, Amerika’dan ve NATO’da uzaklaştırmak ana hedefi. Stratejik hedefi bu. Libya Rusya açısından stratejik bir olay değil. Rusya’nın Libya konusunda Türkiye’yi karşısına alacağını zannetmiyorum. Bana göre Rusya’nın hedefi Batı’dan, ABD’den, NATO’dan koparmak. Bu konuda başta Rusya olmak üzere Fransa ile sıkı işbirliği yapılmasından yanayım. Böylece riskleri asgariye çekmiş olursunuz. Ortada bir oyun var ve nasıl biteceği de belli değil. 

Bu milli bir konudur, önemli bir konudur. Suriye’de 2014’ten başlarsanız bir enerjimizi sarfediyoruz. Suriye ile Libya aynı şey değil tabii. Özellikle Suriye’nin kuzeyinde oluşan PKK’nın uzantısı YPG’nin yapılanmasını Türkiye için beka tehdidi olarak görüyorum, bu net, altını çiziyorum. Meclis’te bu tartışılsın. Muhalefetin görüşleri de dikkate alınsın diye düşünürüm. Meclis’in bütününün kabul edebileceği, en azından 4 partinin birleşeceği çözüm oluşulması daha uygundur diye düşünüyorum. Bir asker olarak siz şunu düşünürsünüz, risk olur mu olmaz mı? Her türlü riske karşı tedbir alacaksınız. Olabilecek en kötü ihtimali düşüneceksiniz şimdiden, bu en kötü ihtimale karşı da gerekli tedbirleri şimdiden alacaksınız. Bazan dünya savaşlarına bakıyorsun bir kıvılcım gibi gözüküyor ama ayrı nedenler var. Olur olmaz değil her an hazır olmak zorundasınız. Libya ile bizim Münhasır Ekonomik Bölgeler açısından önemli bir safhadayız. Libya için isteğimiz, Libya uzun yıllar Osmanlı devletinin hükümranlığı altında yaşamış, 74 Kıbrıs Barış Harekatı’ndan baktığımızda huzur ve güven isteriz, kardeşler birbirini öldürmesin isteriz. 

 

 

Mustafa Kemal’in iki Libya olayı var. 1908’de Talat Paşa, Mustafa Kemal’in Libya’ya gitmesini istiyor. Orada ayaklanma çıkmış ve orada görev almasını isteyecek. Birinci gidişinde ayaklanmaya karşı mücadeleye girecek. Mustafa Kemal’in gayrinizami harp tecrübesi bir bakıma. Onunla ilgili çok notları var. Mustafa Kemal kitabında ben onlara değinmiştim. İkinci gidişi İtalyanların 1911 Eylül’ünde Trablus’u işgal etmesi üzerine olacak. İtalyanların Libya’yı işgaline karşı aslında Osmanlı askeri çok yok, subaylar gidiyor. Çoğu da gönüllü. Oradaki yerel halkı organize edekek mücadele etmesi sözkonusu. Birlik teşkil ediyor, örgütlüyor, çatışmalara, mücadelelere giriyor. Mustafa Kemal yaralanıyor orada. Mustafa Kemal üç kere gitmeye çalışıyor, üçüncü de muvaffak oluyor. Tobruk ve Derne’de görev alacak. Enver Bey de buraya gelecek ve Bingazi’de Mustafa Kemal’in komutanı oluyor. Mustafa Kemal’in gerek 1908’de gerek 1911’de gittiğinde Libya Osmanlı toprağı, bizim toprağımız, karıştırılmasın. Şimdiki olayla pek bağlantı kurmak ne kadar doğru o ayrı.

Montrö 20 Temmuz 1936 tarihinde imzalanıyor. Bundan 13 yıl evvel 24 Temmuz 1923 Lozan. Öncesinde Sevr var. Lozan’da Türkiye’nin çözemediği demeyelim de arzu ettiği boyutlarda çözüme ulaştıramadığı sorunlar var. Bunlardan bir tanesi Boğazlar konusu. Türkiye Lozan’da Boğazlar konusunu istediği gibi çözemeyecektir. İkincisi Irak sınırı. Musul ve Kerkük bölgesi. O konuyu da arzu ettiğimiz seviyede çözemeyeceğiz. Bir de İskenderun Hatay bölgesi. Daha önce Ankara Antlaşması ile Fransızlarla çözdük. Bir barış masasında fiilen orada, o toprak parçasını elinizde tutamıyorsanız, karşı taraf mağluplar değilse herşeyi elde etmeniz mümkün değil. Bu bir gerçek. Biz Lozan’da karşımızda Yunanistan’ı bir kenara bırakın. İngiltere dolaylı olarak arkasında. Biz İngiliz askeriyle nerede çatıştık? Fiili olarak yok. Fransızlar’la güneyde var. Lozan’da biz Yunanistan’ı bir kenara bırakın, Yunanistan’ın arkasında İngiltere vardır. Lozan’da biz I. Dünya Harbi’nin galipleriyle oturmuşuz masaya. Musul ve Boğazlar konusunda İngiltere çok vazgeçilmezdir. Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir an önce kurulması mı önemli, yoksa daha uzun vadelere bırakıp Musul ve Boğazlar meselesinden bu konuyu kitlemek mi önemli? Mustafa Kemal birincisini tercih edecektir. 

Biz Lozan’ı imzaladığımızda İngiliz askeri hâlâ İstanbul’da. O şartlarda kabul ettirdiğiniz bir anlaşmadan bahsediyoruz. İstanbul işgal altında hala. 6 Ekim’de terkedecekler. Trakya aynı şekilde. Mudanya ile boşaltılacak. Lozan’da Boğazlar’ı istediğimiz gibi çözemedik. Montrö, Boğazlar Sözleşmesi, Çanakkale, Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı. Boğazlar denince bu üçünü anlayacağız. Montrö’de bizim kazandığımız, Uluslararası Komisyon Boğazlar’dan geçişi kontrol eden onlardı, bu yetkiyi onlardan biz aldık. Türkiye, Boğazlar’dan geçişin kontrol yetkisini eline aldı. İkincisi Boğazlar silahsızlandırılmış statüdeydi, biz orayı savunamıyorduk. Bu da kaldırıldı. Montrö Anlaşması’nın uygulanması yetkisini alıyorsunuz. Silahsızlanma kalkıyor, asker koyuyorsunuz. Türkiye Montrö ile Boğazlar üzerinde hakem oluyor. Bunun anlamı o. Kural koymuyor, kuralları uyguluyor. Kurallar uluslararası konferansla konulmuş. Siz o kurallara göre tek hakemsiniz.

 

 

Dolayısıyla Boğazlar üzerinde tam bir egemenliğiniz var. Burada ticaret gemileri ve savaş gemileri kavramı var. Eğer savaş halindeysek ve Türkiye’de savaşta ise ticaret gemilerine kapatabiliyorsunuz. Onun dışında barış halinde ticaret gemilerine kapatma yetkiniz yok. Savaşta olan ülkelerin gemilerine kapatıyorsunuz. Türkiye savaşan değilse sadece savaşan devletlerin devletlerine yasak koyabiliyor. Savaş halindeyse hepsine yasak koyabiliyor. Savaş gemileri üzerinde Montrö size ciddi yetki veriyor. Türkiye savaşta ise dilediği gibi hareket edebiliyor, burada hekemi değil hakimi oluyor. Montrö hiçbir şey vermiyor demek doğru değil. Size tam hükümranlık hakkını veriyor.

ilker başbuğbaşbuğ habertürkhaberlerGÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.