AK Parti Sözcüsü Çelik, MYK toplantısına ilişkin açıklamalarda bulundu: (3)
AK Parti Sözcüsü Çelik, MYK toplantısına ilişkin açıklamalarda bulundu: (3)

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, “Eşit-egemen bir devlet olarak uluslararası eşit vizyona, statüye sahip bir devlet olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti tabii ki tanınmalıdır.” dedi.

Çelik, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki AK Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Toplantısının ardından düzenlediği basın toplantısında, İsrail’in Filistin’deki seçimleri yaptırmama, Doğu Kudüs’te buna izin vermeme gibi, kabul edilemeyecek tavrının devam ettiğini belirtti.

Filistin’de, 2006’dan beri başkanlık ve parlamento seçimlerinin yapılamadığını hatırlatan Çelik, 22 Mayıs’ta parlamento, 31 Temmuz’da başkanlık seçimlerinin yapılacağını, maalesef bunun mümkün olmadığını ifade ederek, şöyle konuştu:

“Doğu Kudüs’te Filistinli grupların seçim yapmasına İsrail müsaade etmiyor, bununla ilgili seçim yapma taleplerini cevapsız bıraktı. Dolayısıyla İsrail hükümetinin bu seçimlere izin vermesi gerekiyor, yeni bir tarih belirlemesi gerekiyor. İsrail’i 1995 Oslo Geçici Anlaşması’ndaki hükümlere uymaya davet ediyoruz. İsrail bu anlaşmanın hükümlerini ihlal etmektedir. Filistinli grupların seçimlerini bu şekilde engellemesi, 1995 Oslo Geçici Anlaşması hükümlerinin ihlalidir. Filistinli gruplar umarız bu seçimlerde büyük bir uzlaşıyla gelecek döneme birlik-beraber içerisinde yürürler. Doğu Kudüs’te seçimlere izin verilmesi, yeni bir seçim tarihi belirlenmesi konusunu yakın bir şekilde takip edeceğiz.”

“Libya ve Mısır ziyaretini, iki ayrı konu olarak düşünmek lazım”

Açıklamasının ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, “Kahire ve Trablus’a eş zamanlı ziyaret gerçekleştirilmesiyle ilgili yorumlarınızı alabilir miyiz?” sorusu üzerine şunları söyledi:

“Senkronize olarak düşünmemek lazım, iki ayrı konu. Libya ile ilgili yürüyen işler var ve kritik aşamalar ciddi bir şekilde geçiliyor. Hafter’in toplu mezarlarla sembolize edilen maalesef ortaya koyduğu cinayetlerin geriletilmesinden sonra, Hafter’in arkasındaki güçlerin de belli oranda Fransa gibi mesela, daha başka bir çizgiye kaymaya başladığını görüyoruz. Cumhurbaşkanımızın Libya konusundaki hassasiyeti, Libya’nın birlik bütünlüğü ve toprak bütünlüğü konusundaki hassasiyeti çok yüksek. Bu sebeple sık sık Libyalı gruplar ve otoriterlerle bir araya geliyor. O sebeple çeşitli zamanlarda olduğu gibi Dışişleri Bakanımız, Milli Savunma Bakanımız, MİT Başkanımız, diğer arkadaşlarımız oraya bir ziyarette bulunuyorlar.

Mısır’la ilgili aramızdaki meseleleri konuşmakla ilgili olarak yeni mekanizmalar oluşturmaya çalışıyoruz. Dolayısıyla Dışişleri Bakan Yardımcısı başkanlığında bir heyet, bu sebeple Kahire’ye gidiyor. Özellikle Akdeniz’deki meseleler başta olmak üzere, bölgedeki güvenlik meseleleri, Akdeniz’deki gaz aramayla ilgili anlaşmalar meseleleri gibi konuların konuşulması gerekiyor. Mısır ile Türkiye arasındaki bu diyalog mekanizmasını, hem Akdeniz temelinde hem ikili ilişkiler temelinde, bundan sonra daha performanslı bir şekilde geliştirilmesine dönük bir ziyaret olarak görebiliriz, bir çerçeve oluşturma faaliyeti olarak görebiliriz. Libya ve Mısır ziyaretini iki ayrı konu olarak düşünmek lazım.”

Çelik, “ABD’nin soykırım yalanı sonrası bazı Avrupa ülkelerinin parlamentolarında 1915 olaylarına ilişkin aldığı sözde soykırım kararları yeniden gündeme geldi. Bu kararların kaldırılması için Türkiye’nin girişimleri olacak mı?” sorusu üzerine, “sözde” soykırım kararının tanınmasının nasıl gayrimeşru bir karar olduğunu, geçen hafta hem hukuki hem de siyasi açıdan güçlü bir şekilde paylaştıklarını aktardı.

Kararı alanların, bölgedeki normalleşmeyi ortadan kaldıran, Ermeni diasporasının tutsağı bir kararı ortaya koyduklarını vurgulayan Çelik, hiç kimsenin elinde, buna “soykırım” diyecek tarihi ve hukuki bir gerçeklik olmadığını vurguladı.

Avrupa açısından durumun daha da dramatik olduğunu belirten Çelik, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin aldığı Perinçek kararı, bunun tartışmalı doğasına doğrudan atıf yapan ve bunun soykırım olarak nitelendirilemeyeceğini, İsviçre’de bunun soykırım olarak nitelendirilemeyeceğini söylemenin bir düşünce hürriyeti ihlali anlamına geldiğini kayda geçirmiştir.” diye konuştu.

Çeşitli ülkelerde, Yahudi soykırımını suç sayan yasal düzenlemeler bulunduğunu, çünkü hukuki ve tarihi olarak bunun soykırım olduğunu belirten Çelik, şu bilgileri verdi:

“Hukuki olarak karar bu şekilde tescil edilmiştir. Nitekim Ruanda’daki ve Bosna’daki mesele öyledir. Ama 1915 olaylarına ilişkin hiç kimsenin hukuki olarak ‘bu bir soykırımdır’ diyebileceği herhangi bir gerçeklik zemini yoktur. 1915’in şartlarında yaşanan çeşitli olaylarla ilgili Türkiye çok öz güvenle bir tavır ortaya koymuştur. Bunlar Türkiye’ye karşı kullanılan birtakım siyasi manivelalardır. Bu manivelalara karşı tabii ki diplomatik tasarruflarımızı, çabalarımızı sürdürüyoruz.

Yine bu son meselede de bu ‘karar gelirken hiçbir girişimde bulunulmadı, hiçbir şey yapılmadı’ deniliyor. Bunu söyleyenlerin herhangi bir şekilde bu meseleleri bilmemesiyle alakalı. Bu konuda en güçlü şekilde her zaman gayret edilmiştir. Bu gayret bundan sonra sürdürülecektir. ‘Peki şimdi niye oldu?’ diyerek, Cumhurbaşkanımızı, kabinemizi ve Türkiye’yi suçlamaya kalkıyorlar. Bunu karşıdakilere sorun. Hatayı yapan karşıdakiler, hesabını buradan soruyorsunuz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, Cumhurbaşkanımızın yapması gereken ve eksik bıraktığı bir şey yoktur. En güçlü şekilde bu konulardaki faaliyetler yürütülmüştür. Aynı şekilde Avrupa’daki muhataplarımıza da bunu söylüyoruz. Avrupa’da da bunu, çeşitli şekillerde kabul eden, gündeme getiren ülkeler oldu. Esasında biraz da şöyle oluyor, bu ülkelerin çoğuna baktığınız zaman bunların geçmişinde çok ciddi soykırımlar var. Bu ülkelerin geçmişinde çeşitli mazlum halklara karşı çok ciddi cinayetler var. Orada vicdan konusundaki cari açığı, Türkiye’ye dönük bu iftirayla kapatmaya çalışıyorlar. Aslında vicdan ve ahlak konusunda kendilerinde ciddi bir cari açık var. Bu cari açığı kapatmak için Türkiye’ye iftira atıyorlar. Herkesin önce kendi evindeki sorunlarla yüzleşmesi, kendi tarihiyle yüzleşmesi gerekir.”

Fransa’nın, Cezayir’de yaptığı cinayetlerden sonra Fransa’ya götürülen birtakım Cezayirlilerin kafataslarını iade etmesinin bile büyük bir jest olarak gösterildiğini belirten Çelik, “Ondan sonra konuştuğumuz zaman en çok bu konularda Avrupa’da sesi çıkan Fransa’dır.” dedi.

“Rum tarafının AB’yi şantaj ve tehdit aracı olarak kullanması gibi bir siyaset sona ermiştir”

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, “KKTC’nin yeni süreçte tanıtılması için devletler nezdinde bir girişim olacak mı? ‘KKTC’yi tanıyalım’ diye temaslarda bulunan devletler var mı?” sorusu üzerine, KKTC’nin tanınmasının, eşit, egemen bir devlet olarak kabul görmesinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın her zaman gündeminin üst sıralarında yer alan bir konu olduğunu vurguladı.

Bunun yakından takip edildiğini, konuyla ilgili tüm mekanizmaların, çabaların ve gayretlerin devam ettiğini söyleyen Çelik, “Doğrusu da budur. Artık Rum tarafının kaprisleri, Rum tarafının Avrupa Birliği’ni bir şantaj ve tehdit aracı olarak kullanması gibi bir siyaset sona ermiştir. Bundan sonra, eşit-egemen bir devlet olarak uluslararası eşit vizyona, statüye sahip bir devlet olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti tabii ki tanınmalıdır.” diye konuştu.

(Bitti)???????